Meryem 1.Bölüm

Güncelleme tarihi: 14 Mar

Gözlerini hafifçe aralıyor, sonra tekrar kapatıyor, sanki uyanmamak için direniyordu. Kafasındaki ses yine konuşmaya başlamıştı. Aldırış etmeden uyumaya çalıştı ama nafile, artık uyanmıştı. Ani bir hareketle saate baktı. Saat daha gecenin üçüydü. Çok beğenerek aldığı mor, kısa kulplu, su damlası baskılı başucu sürahisinden bir bardak su doldurdu ve rüyasını düşündü. "Rüya alemi ne kadar ilginç, bazen gerçek olmasını istiyorsun, bazen de gerçek olmadığı için tanrıya şükrediyorsun." diye aklından geçirdi. Yavaş yavaş anımsamaya başladı.

Sisli bulutlar altında patika bir yolda yürüyor, gittikçe hızlanıyor, adeta koşuyordu. Yorulduğunu hissettiği anda karşısına bir tepe çıktı. Nefes nefese kalmıştı. Nihayet tepeyi aştığındaysa; kayın, ceviz, kestane ve meşe ağaçlarının bir arada bulunduğu, içinde gürül gürül akan bir dere ve dereden su içen türlü hayvanlar olan bir ormana vardı. Baharın ilk günü gibi açan çiçekleri ve etrafta koşuşturan çocukları gördükçe kalbi uçmaya hazırlanan bir kuş gibi kanat çırpıyordu. Rüzgarın o ılık ılık yüzüne çarpmasını hissediyor, adeta baharın gelişi gibi bir an yaşıyordu. Ama her güzel şey gibi rüyası da kısa sürmüştü. Suyundan bir yudum aldı ve yatağına tekrar girip gördüğü rüyaya devam edebilmek için tanrıya dua edip gözlerini sımsıkı kapadı, bir şeyi çok istediğinde hep böyle yapardı.

Bu yıl mali müşavirlik sınavına girmeye hazırlandığı için her zamankinden daha fazla efor sarf ediyor, çalıştığı şirketin evrak işlerini düzenleme ve takip işlerini yaparken bir yandan da test çözüyordu. Bazen, tabiri caizse nefes almaya bile vakti olmuyordu. O gün eve dönerken bir şey fark etti. Durup bir an için bile olsa gökyüzüne bakmıyordu. Derin bir nefes aldı, "Gün yüzü görmeden biten bir gün daha!" diye içinden geçirdi. Bazen bu mücadele anlamsız geliyor, bazen de varış noktasına ulaşmasına az kalmış atlet gibi var gücüyle devam ediyordu.

Bursa'nın Osmangazi İlçesine bağlı, İvazpaşa mahallesinin, türbe çıkmazının son evinde yaşıyordu. İşe gidip gelişlerinde yanından geçtiği iki mezarlık onu çok ürkütüyordu. Tarihi büyük mezar taşları küçükten büyüğe sıralanmıştı. "Küçük mezar taşlarının sahipleri acaba çocuk mu?" diye içerisinden geçirdi. "Bir insana neden bu kadar kısa ömür biçilir ki?". Türlü düşünceler içerisinde yürürken, bakkalın küçük oğlunun çamurlu topu onun üzerine kaçırmasıyla daldığı düşüncelerden gerçek dünyaya döndü. Elbisesinin kirlenmesine kızsa da çocuk en nihayetinde diyerek başını okşadı ve yoluna devam etti. Artık eve varmıştı. Bu evi dedesi 70li yıllarda, askerden döner dönmez, kendi elleriyle yapmıştı. Bu hikayeyi babaannesinden defalarca kere dinlemişti. Kocaman ahşap kapısı sanki tüm insanlığı kucaklarmış gibi açıldı. Normalde sinir bozucu olan kapı gıcırtısı ona güvende olduğunu hissettirdi. Evi küçüktü ama her bir objesinde en az dedesi kadar Meryem'in de emeği vardı. O yüzden bu evi çok seviyordu. Kitaplarını, kahve fincanlarını, dergilerini, günün tüm yorgunluğunu attığı turuncu berjerini, berjerin yanı başında duran ahşap lambader ve duvarda duran tabloyu saraylara değişmezdi.

Aniden telefonun sesiyle irkildi. En yakın arkadaşlarından biri olan Feride arıyordu. O kadar yorgundu ki tek kelime bile konuşmaya takati kalmamıştı. Tek istediği sessizlikti. Telefonun ısrarla çalışına daha fazla dayanamadı.

Feride : Alo Meryem nasılsın ?

Meryem : Her zamanki gibi yorgun! Hayırdır bu saatte aramazdın.

Feride : Hayır olmasını ben de isterdim fakat değil ! Burcu trafik kazası geçirmiş. Hakan'la hastaneye gidiyoruz. Gelmek istersin diye düşündüm.

Meryem : Şok oldum şu an. Nasıl olmuş ? Nerede olmuş ?

Feride : Sakin ol biz de durumu tam olarak bilmiyoruz.

Meryem : Hemen çıkıyorum, hastanenin konumunu at çabuk.

Meryem'in sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Duyduklarına inanamıyordu. Evin içinde oradan oraya gidip geliyor, giysilerini acele ile değiştirmeye çalışıyordu. Burcu onun en yakın arkadaşıydı. Lisede aynı sınıfta okumuşlar, pek çok sır paylaşmışlar, birlikte büyümüşlerdi. Şimdi bu ne demekti. Burcu hastanede yaşam mücadelesi mi veriyordu. Yok yok muhakkak bir yanlış anlaşılma vardı. Feride her zamanki gibi abartıyordu. Bu düşünceler beynini kemirirken, çağırdığı taksinin kornasını duyup hızla aşağıya indi. Yol bitmek bilmiyordu.

Bursa, Çekirge Devlet Hastanesi yokuşuna geldiğinde acil servisin önünde Feride ve hakan kapıda sigara içiyordu. Yüzlerindeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anladı. O soruyu sormaya korkuyordu, ama öğrenmesi gerekiyordu. Kaçınılmaz olan o an gelmişti.

Meryem : Burcu nerde ve durumu ne ?

Feride : Burcuyu kaybettik...


55 görüntüleme4 yorum